Blog

Kira Stopajı Kaldırılmalıdır

No Images found.

NEVZAT KÜÇÜKDÖĞERLİ MALİ MÜŞAVİR&EKONOMİST
Bilindiği üzere, Gelir Vergisi Kanunu’nun 94’üncü maddesinde sayılan kişi, kurum ve kuruluşlar; gayrimenkul sermaye iradına konu mal ve hakları kiralamaları durumunda, bu kapsamda yapacakları kira ödemeleri üzerinden gelir vergisi kesintisi (tevkifat) yapmak zorundadırlar. Kiracı olan söz konusu kişi ve kuruluşlar, yaptıkları kira ödemelerinin brüt tutarı üzerinden %20 oranında gelir vergisi kesintisi yapmaktadırlar. Kiraya verilen gayrimenkulün hem konut hem de işyeri olarak kullanılması halinde ise; kiralanan yerin tamamı veya bir kısmı işyeri olarak kullanıldığı sürece, kira bedelinin tamamı vergi kesintisine tabi olacaktır.
İŞYERİ KİRACISININ STOPAJ YAPMASININ KİME FAYDASI VAR; Ülkemizde, 1 milyon 700 bin civarında işyeri olduğu dikkate alındığında; kiraladığı işyeri için %20 stopaj yapıp,  muhtasar beyanname ile kiralayan adına vergi yatıran mükelleflerin sayısının 1 milyonu aştığı tespitini kolayca yapabiliriz. İşyeri olarak, bir şirketin aktifine kayıtlı bir gayrimenkulü kiralamanız halinde; kiralayan şirket, her ay size kira bedeli ve KDV tutarını içeren fatura düzenleyecek, siz kira bedelini gider ve KDV tutarını indirim konusu yapacaksınız. Kiraladığınız iş yeri bir gerçek kişiye ait ise;  kira tutarını brütleştirerek %20 stopaj yapacaksınız, sonrasında da hem kira bedelini hem de stopaj tutarını gelir ve kurumlar vergisi uygulamasında gider yazacaksınız. İşyeri kira bedelinizi fatura karşılığı ödemeniz durumunda; %20 stopaj yerine %18 KDV ödeyip, indirim konusu yaparak %2’lik bir avantajınız olmakta. Ayrıca, her iki durumda da kira tutarını gider yazmanızın gelir ve kurumlar vergisi yönünden hüküm ifade etmesi için; yaptığınız işte kâr etmeniz yani bir matrah ortaya çıkması gerekmektedir.
Zarar eden işletmeler açısından olayı değerlendirdiğimizde; kira bedelinin ve stopaj tutarının gider yazılmasının hiçbir pratik faydası olmadığı gibi, ilave %20’lik finansman yükü yaratmaktadır. Siz 2018 yılında her ay 10.000 TL olmak üzere toplam 120.000 TL brüt kira ödemesi yaptınız. Bu kira ödemesi üzerinden 24.000 TL stopaj kesintisi yapıp, her ay mülk sahibi adına vergi dairesine yatırdınız. İşyerini kiraya veren kişi 2018 yılına ilişkin gayrimenkul sermaye iradına ilişkin beyannamesini Mart 2019’da veriyor. Bu beyannamede; sizin onun adına 2018 yılı içinde stopaj yoluyla ödediğiniz vergileri, ödeyeceği vergiden mahsup ediyor. Görüldüğü üzere, bu ilişkide ilk kazanan devlet. Mülk sahibinin Mart 2019’da mahsup edebileceği stopaj tutarını geçmiş takvim yılında aylar itibariyle peşin vergi gibi tahsil ediyor. İşyeri mülk sahibi belirli bir tutara kadar adına yatırılan bu vergiler nedeniyle, vergi iadesi bile alabiliyor. Gelir vergisinde en üst dilimin %35 vergi oranıyla vergilendirildiği düşünüldüğünde; yüksek kira geliri var ise %15’lik net vergi ödeniyor. Dolayısıyla stopaj uygulaması, mülk sahipleri açısından da bulunmaz bir nimet.
KRİZ STOPAJLARI HATIRLATTI;  TESK Genel Başkanı, “Mal sahibinin vergisini de biz ödüyoruz, kira stopajı yükü esnafın sırtından kaldırılmalı” diyerek; bu vergilerin kaldırılması gerektiğini ya da bu olamıyorsa, %20 oranın %5’lere düşürülmesi gerektiğini beyan etmiştir. 2018 yılında vergi dairelerine verilen muhtasar beyannameler incelendiğinde; Gelir Vergisi Kanunu’nun 70. Maddesi’nde yazılı mal ve hakların kiralanması karşılığı yapılan ödemelerden yapılan kesinti tutarı 8.6 milyar TL’dir. Bu tutar tevkif suretiyle toplanan vergilerin %5.35’ini oluşturmaktadır. Mal ve hak kiralamasına ilişkin yapılan kesinti tutarı olan 8.6 milyar TL’nin işyeri kiralarına ilişkin bölümünün 7.5 milyar TL olduğunu tahmin etmekteyim. Rakamın büyüklüğü karşısında esnaflara hak vermek gerektiğini düşünüyorum. Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın stopaj oranını %20′ den %5’e indirerek; esnafın, tüccarın, serbest meslek erbabının vb. bu kriz döneminde karınlarını doyuracak para kazanamadıklarını dikkate alarak düzenleme yapması beklenebilir mi? Bence HAYIR… Sizce?
NEVZAT KÜÇÜKDÖĞERLİ MALİ MÜŞAVİR&EKONOMİST

YENİ VERGİLER Mİ GELİYOR?

NEVZAT KÜÇÜKDÖĞERLİ MALİ MÜŞAVİR &EKONOMİST/FETHİYE

Hükümetin aynen 5 Nisan 1994 yılında çıkartılan ve 5 Nisan Kararları olarak bilinen önlemler gibi, (Ekonomik denge vergisi, Net-aktif vergi,Ek gayrimenkul vergisi, Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi ) gibi 1 defalık ek vergiler ihdas edebileceğini de şimdiden müjdeleyeyim!

Ülkemiz, Dünyada en çok ve kısa aralıklarla seçim yapan ülke rekoruna doğru hızla yol alırken; toplumun büyük bir kısmının en önemli gündem maddesi; Ekonomi yani geçim. İşadamı, banka kredi borçlarını nasıl ödeyeceğini düşünür, dövizle borcu olanlar kurları anlık takip ederken işlerine zaman ayıramaz, çalışanlar işsizlik korkusu içinde, işsizler iş bulamamanın verdiği derin psikolojik çöküntü içinde yaşamlarını sürdürmeye çalışmaktadırlar.
Türkiye’yi ilk üç aylık veriler çerçevesinde değerlendirdiğimizde; döviz kurlarının ve faizlerin yine yukarı yönlü olduğu, 3 aydaki bütçe açığının Merkez Bankası’nın temettü gelirleri kullanılmış olmasına rağmen 36.2 milyara ulaşmış, ilk 3 ayda vergi tahsilat hedefi geçen yılın ilk 3 ayına göre 23.3 milyar TL az gerçekleşmiştir. Özellikle ülkedeki ekonomik hareketliliğin bir ölçüsü olan dahilde alınan KDV’de geçen yılın mart ayına göre, bu yılın mart ayında vergi tahsilatının yüzde 51.1 oranında eksik gerçekleştiği dikkate alındığında; çok ciddi problemlerimizin olduğu muhakkak.
Son 3 yılda yapılan seçimlerin etkisi ile çıkartılan 2 adet vergi affına ilişkin düzenlemeler içeren yapılandırma kanunlarına rağmen vergi gelirleri harcamalara yetmemekte, bütçe açığı sürekli yükselmektedir. 2019 yılı sonu itibarıyla hedeflenen bütçe açığının 80.616 milyon TL olarak gerçekleşmesi mümkün görülmemektedir. Benim öngörüm; İstanbul seçimlerinin de yenileneceğini dikkate alarak, yıl sonunda bütçe açığının 160 milyar TL olacağıdır.
AÇIK İÇİN EK VERGİ İLAÇ OLUR MU,  Geçen hafta içinde, hem cep telefonlarının ÖTV’si, hem de tütün mamullerinin ÖTV’sinde ciddi artışlara gidildi. Bütçe açığı hep dolaylı vergilerle karşılanmaya çalışılıyor. Dolaylı vergiler ile ilgili olarak vergilendirme sınırının çoktan aşıldığını düşünen biri olarak, bu bütçe açıklarının artık bu yöntemlerle kapatılması mümkün değildir. Hükümetin İstanbul seçimlerinden sonra, yeni bir yapılandırma ve matrah artırımını içeren af yasası çıkartması kuvvetle muhtemeldir. Bu düzenleme ile beraber hükümetin aynen 5 Nisan 1994 yılında çıkartılan ve 5 Nisan Kararları olarak bilinen önlemler gibi, 1 defalık ek vergiler ihdas edebileceğini de şimdiden müjdeleyelim! Şimdi biraz hafızamızı tazeleyelim. Tansu Çiller hükümeti döneminde, hangi tür ek vergiler konulmuştu?
1- Ekonomik denge vergisi.
2- Net-aktif vergi.
3- Ek gayrimenkul vergisi.
4- Ek Motorlu Taşıtlar Vergisi.
VERGİ ARTIŞI VE BORÇLANMA NEREYE KADAR,  Seçimlerin etkisi ile sürekli artan harcamalara, devlette yok edilen tasarruf anlayışı da eklenince; yüksek bütçe açıkları kaçınılmaz bir şekilde yine vatandaşa finanse ettiriliyor. Bugünkü mevcut durumumuzu aşağıdaki fıkra ile size özetleyip, yazımı bitirmek istiyorum.
Padişahın birisi vergileri arttırmış. Sonra vezirini halkın arasına göndererek bak bakalım halk ne yapıyor demiş. Vezir gitmiş, gelmiş, Söylenmeye başladılar sultanım demiş. İyi, iyi demiş padişah, arttırın vergileri diye de emir vermiş. Bir süre sonra vezire, Git bak bakalım, halk ne yapıyor demiş. Vezir bakmış, Çok kızmışlar sultanım, bağırıyorlar demiş. Padişah, yine arttırın vergileri diye emrini yenilemiş. Ardından, yine vezirine halkı kontrol etme emri vermiş. Vezir korkuyla sultana, Sultanım, halk öfkeyle sokaklara döküldü. Kavga, dövüş var demiş. Sultan gülümsemiş. Arttırın vergileri demiş. Vezir yine sokaklara halkın arasına inmiş. Saraya dönünce gülümseyerek, Padişahım, halk katıla katıla gülmeye başladı deyince, Padişah, Tamam yeter, başka vergi yok, bu iyiye işaret değil demiş.

NEVZAT KÜÇÜKDÖĞERLİ MALİ MÜŞAVİR &EKONOMİST/FETHİYE

No Images found.

Ülkeye Gelecek Turistler Düşük Enflasyonu Yükseltecektir.

NEVZAT KÜÇÜKDÖĞERLİ MALİ MÜŞAVİR&EKONOMİST/FETHİYE

No Images found.

Ülkeye Gelecek Turistler Düşük Enflasyonu Yükseltecektir.
Türk Ekonomisinin yapısal bozukluğu, cari açık vermeden üretim çarklarını çevirememesidir. Biliyorsunuz ben, bu bozukluğa “dış-borçkoliklik” diye uyarıcı bir sıfat taktım. Dış-borç-koliklik, aynen alkoliklik gibidir. Nasıl alkol, başlangıçta, içildiği sırada insana zevk veren ve lakin bağımlılık haline gelince bünyeyi hasta eden bir illetse, dış-borçkoliklik de bir ülkenin halkına önce zevk, sonra ıstırap veren bir alışkanlıktır. Yine nasıl alkol bağımlılığından kurulmak için kişi içkiyi bırakınca bunalıma girerse, dış-borç-koliklikten kurtulmak isteyen bir ülkenin ekonomisi de, cari açığı kapanırken (ister iradi ister gayri iradi olsun) krize girer. Not: Ekonomide kriz, milli gelirin düşmesi ve işsizliğin yükselmesidir.
ENFLASYON VE DEVALÜASYON;
Türkiye’de bugün yaşanan enflasyonun esas sebebi, devalüasyondur. Devalüasyonun yani Türk Lirası’nın (TL) kısa sürede, önemli oranda değer kaybetmesinin nedeni de dış-borç-kolik olmasıdır. Dış-borçkolik olmasının sebebi ise cari açığı dövizli dış borçla finanse ederek TL’nin fiyatını zorla yüksek tutmamızdır. Bu tutku, TL’nin revalüe olmasıdır. Cari açığa rağmen revalüe olan para birimi, devalüe olmaya mahkumdur. Olaylar da aynen böyle cereyan etmiştir. TL’yi zorla değerli tutacağız derken onu o kadar değersizleştirdik ki; denge ancak paradan 6 sıfır atılarak sağlandı. Kıssadan hisse: Bir ulusal parayı kalıcı olarak değerli tutan tek şey “cari fazla” veren bir ekonomiye sahip olmaktır. Sakın ABD ile bizi kıyaslamayın. Onların ABD Doları gibi ihraç malı var. Yabancı paralı borçları da sıfırdır.
TURİZM GELİRLERİ VE ENFLASYON YÜKSELMESİ;
Geldik ekonominin bir garip cilvesine. Türkiye’de enflasyonun kalıcı olarak düşmesi için cari açığın sıfırlanması gerekir. Cari açığı sıfırlamak yani cari işlemlerden doğan döviz talebi ile arzını eşitlemek için turizm gelirlerini artırmak ilaç gibi gelir. Yani ne kadar çok turist gelirse, devalüasyonu ve dolayısıyla enflasyonu frenlemek o kadar kolay olur.
AMMMA! Bu, orta vadede gözlemlenecek bir olgudur. Kısa vadede bunun tersi doğrudur. Turistler ülkemizde mal veya hizmet satın alırken, TL ile söylenen fiyatı kafasında dolara çevirir. Bugünkü kurdan dolar bozdurana ülkemiz bir ”ucuzluk cennetidir.” Turiste mal veya hizmet satan esnaf, turistin satın alma gücüne göre fiyata TL cinsinden zam yapar. Bu zam, turiste vız gelir tırıs gider. Çünkü elindeki dövizin TL karşılığı yüksektir ve yükselmeye devam etmektedir. Bu yüzden turistin bol olduğu yörelerden başlamak üzere ülkenin hemen her yerinde tüketim mal ve hizmetlerinin fiyatları artmaya başlamıştır. Turistler geldikçe daha da artacaktır. Bu da ölçülen enflasyon yüksek çıkacak demektir.
Merkez Bankası neylesin?
NEVZAT KÜÇÜKDÖĞERLİ MALİ MÜŞAVİR&EKONOMİST/FETHİYE

Mücbir Sebeple Defter ve Belgelerin İbraz Edilmemesi Halinde Uygulama Nasıl Olacak 

Nevzat Küçükdöğerli Mali Müşavir&Ekonomist

Mücbir Sebeple Defter ve Belgelerin İbraz Edilmemesi Halinde Uygulama Nasıl Olacak           Uygulamada vergi incelemesine yetkili olanlarca defter ve belgeler istenildiğinde mükellefler defter ve belgeleri ya mücbir sebeplerle ya da mücbir sebep hali olmaksızın bulamadıkları gerekçesi ile incelemeye ibraz edemeyebiliyorlar.

Bu halde de, vergi incelemesine yetkili olanlar mükelleflerin bütün KDV indirimlerini reddediyor, üç kat vergi ziyaı cezası kesiyor, gecikme faizi/zammı hesaplayabiliyor ve üstüne bir de hapis cezası istiyor.

Örneğin, 1.000.000 TL KDV  indiriminden yararlanan bir mükellef, hem 1.000.000 TL vergi aslını, hem 3.000.000 TL vergi ziyaı cezasını hem de gecikme faizi ya da zammını ödemek zorunda kalabiliyor. Gecikme faizi/zammı süreye bağlı olarak değişmekle birlikte dört ya da beş yıl öncesine ait bir işlem ise  1.000.000 TL’de buradan gelebiliyor. Bu halde, 1.000.000 TL KDV indirimi karşılığında toplamda 5.000.000 TL gibi bir yaptırımla karşı karşıya kalınabiliyor.

Danıştay’ın defter ve belgelerin ibraz edilememesi halinde uygulanan cezalara ilişkin olarak mükellefler lehine veya aleyhine verilmiş birçok kararı bulunmakta. İşte bu nedenle Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu konuyu görüştü ve çoğunlukla mükellefler lehine sayılabilecek şekilde bu kararlar birleştirildi. Karar henüz yayımlanmamış olup yazım aşamasındadır. Şimdi Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu Kararının neler söylediğini ele alalım.

MÜCBİR SEBEPLE DEFTER VE BELGELERİN İBRAZ EDİLMEMESİ HALİNDE UYGULAMA NASIL OLACAKTIR 

Mücbir sebep VUK’un 13. Maddesinde düzenlenmiştir. Aşağıdaki haller kanunda mücbir sebep olarak sayılmıştır.

– Vergi ödevlerinden her hangi birinin yerine getirilmesine engel olacak derecede ağır kaza, ağır hastalık, ve tutukluluk;

– Vergi ödevlerinin yerine getirilmesine engel olacak yangın, yer sarsıntısı ve su basması gibi afetler;

– Kişinin iradesi dışında vukua gelen mecburi gaybubetler,

– Sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısıyla defter ve vesikaların elinden çıkmış bulunması;

gibi haller mücbir sebep olarak sayılmıştır.

Özellikle son sırada saydığımız sahibinin iradesi dışındaki sebepler dolayısı ile defter ve vesikaların elden çıkmış olması durumu tartışmalar doğurmaktadır ve yargı kararları ile hangi hallerin mücbir sebep sayılabileceği şekillenmektedir.

Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun 2017/428 Esas ve 2017/636 Karar numaralı Kararında vurgulandığı gibi, mücbir sebebin varlığı halinde, davacıdan defter ve belgelerini ibraz ederek alış belgelerini defterlerine kaydettiğini belgelemesi beklenemeyeceği gibi KDV indirimleri kabul edilmeyen davacının, indirim uygulama koşullarından ikincisi olan, indirim konusu yapılan vergilerin alış belgelerinde ayrıca gösterilmiş olmasını kanıtlama yükümlülüğü de bulunmamalıdır.

Buna göre anlatılmak istenilen, mücbir sebebin varlığı halinde, defter ve vesikaların inceleme yapmaya yetili elemanlara kanuni süre içinde ibraz edilememesi halinde vergi ziyaı cezalı KDV tarhiyatı yapılamayacaktır.  İşte, Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulun da kabul edilen, ancak yazım aşamasında olan kararda bu söylemektedir.

MÜCBİR SEBEP OLMAKSIZIN DEFTER VE BELGELERİN İBRAZ EDİLMEMESİ HALİNDE UYGULAMA NASIL OLACAKTIR 

Vergi Mahkemeleri ve Danıştayın çeşitli kararlarında, defter ve belgelerin inceleme sırasında vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara mücbir sebep hali olmaksızın ibraz edilememesi halinde bu defter ve belgelerin vergi mahkemelerine ibraz edilebileceğine ya da aksi yönde kararlara rastlanmakta idi.

Danıştay İçtihadları Birleştirme Kurulu, Vergi Dava Daireleri Kurulunun 13.12.2017 gün ve E:2017/627, K:2017/623 sayılı Kararını esas alarak kararını vermiştir. Buna göre Dava Daireleri Kararında, vergi mahkemesince, davacının, dava dilekçesinde ibraz edebileceğini belirttiği defter ve belgeleri istenerek, ibraz edilecek belgelerden vergi idaresi de haberdar edilerek, vergilendirmenin konusunu oluşturan KDV indiriminin dayandığı faturalarda bu verginin ayrıca gösterilip gösterilmediği, belgelerin yasal defterlere usulüne göre kaydedilip edilmediği ve temsil ettiği hukuki muamelenin gerçek olup olmadığına ilişkin bir değerlendirme yapmak suretiyle karar verilmesi gerektiği yönündeki kararı esas alınmıştır.

Danıştay İçtihadları Birleştirme Kurulu Kararının yayımlanması sonrasında defter ve belgelerini vergi incelemesi yapmaya yetkili olanlara ibraz edemeyenlerin vergi mahkemelerine bunları ibraz etmesi mümkün olabilecektir.

Danıştay İçtihadları Birleştirme Kurulu Kararı yayımlandığında ayrıntılar da tam olarak netleşecektir. Defter ve belgelerin ibraz edilememesi sonucu kesilen cezalar yazımızın başında da değindiğimiz üzere çok ağırdır ve İçtihadı Birleştirme Kurulundan bu yönde çıkan karar çok önemlidir. Bu kararın yayımlanmasını müteakip vergi indiriminin reddi uygulaması değişecektir.

Danıştay İçtihadları Birleştirme Kurulu Kararı sonrası doğal olarak, konunun VUK 359’a göre hapis cezası boyutundaki uygulama da yeni duruma göre şekillenecektir.  Daha önceki yazılarımda da vurguladığım üzere VUK 359 sil baştan değişmelidir ve çifte ceza konusu bu değişimde dikkate alınmalıdır.

Nevzat Küçükdöğerli Mali Müşavir&Ekonomist

No Images found.

ÖDENMEYEN KİRA STOPAJLARINDAN MÜLK SAHİPLERİNİN SORUMLULUKLARI

NEVZAT KÜÇÜKDÖĞERLİ MALİ MÜŞAVİR&EKONOMİST

ÖDENMEYEN KİRA STOPAJLARINDAN MÜLK SAHİPLERİNİN SORUMLULUKLARI

Bilindiği gibi, kiracılar tarafından mülk sahibi adına muhtasar beyanname ile kira stopajı beyan edilmektedir.
Sonuçta muhtasar beyanname ile vergi dairesine beyan edilen kira stopajlarının kiracılarca ödenmesi zorunludur. Ödenmeyen kira stopajları için vergi dairesi GVK md. 94 hükmüne göre ödeme emri tebliğ eder. Burada mülk sahibinin ödenmeyen kira stopajlarından dolayı sorumluluğu söz konusu değildir.

Uygulamada mülk sahipleri tarafından ödenmeyen kira stopajları hakkında kendilerinin sorumlu olup olmayacağı noktasında tereddütler oluşmaktadır. Oysa ki, GVK md. 94 hükmü gereği gerçek usulde vergi mükellefi olan kimselerin mülk sahiplerine ödedikleri kiralar ile ilgili %20 vergi stopajı yapıp, vergi dairesine muhtasar beyanname ile aylık veya 3 ‘er aylık dönemlerde beyan edilmesi gerekecektir. Muhtasar beyanname üzerine tahakkuk ettirilen vergilerinde aynı süre içerisinde ödemesi gerekir. Aksi takdirde, daha sonra gecikme zammı olarak bu stopajlar vergi dairesince tahsil edilecektir.
Burada da yine ödenmeyen veya ödenemeyen muhtasar stopajlarından dolayı mülk sahibi hiçbir şekilde sorumlu olmaz.

Vergi uygulamasında sorumluluk uygulamasının bulunulduğu alanlar ilgili yasalarda belirtilmiştir.
Örneğin; 213 sayılı VUK md. 11 hükmünde kimlerin ve hangi ödemelerden sorumlu olacağına ilişkin hükümler düzenlenmiştir. Diğer taraftan 6183 sayılı kanunun md. 35 ve mük. md. 35 hükümlerinde kanuni temsilcilerinin sorumluluğu açıkça düzenlenmiştir.
Sonuç itibariyle, GVK md. 94 ve md. 98 hükümlerine göre kira stopaj ödemeleri ile ilgili vergi dairesine yatırılmayan stopajlardan dolayı işyeri mülk sahiplerinin herhangi bir sorumluluğu bulunmamaktadır.

Öte yandan, söz konusu madde de yaptıkları ödemelerden vergi tevkif edecekler arasında basit usulde vergilendirilen mükellefler sayılmamıştır. Bu nedenle, basit usule tabi ticaret erbabının satın aldığı zirai ürün bedelleri üzerinden stopaj yapması söz konusu değildir. Konuya ilişkin olarak yayımlanan 215 Seri No.lu GVKGT düzenlemesi de bu doğrultudadır. Aynı şekilde, bir iş yerinde basit usule tabi olarak ticari faaliyet sürdüren basit usulde ki mükellefin muhtasar beyanname vermesi söz konusu değildir. Bu nedenle, kiracısı basit usulde mükellef olan iş yeri sahipleri, elde ettikleri kira gelirlerini ertesi yıl Mart ayında yıllık gelir vergisi beyannamesi ile beyan edeceklerdir.                Mali Müşavir&Ekonomist Nevzat Küçükdöğerli

Erken Emeklilikte Acele Edin, Fırsat Kaçıyor

Mali Müşavir&Ekonomist Nevzat Küçükdöğerli

Erken Emeklilikte Acele Edin, Fırsat Kaçıyor

Emeklilik, kadın-erkek herkesin en büyük arzusu ve beklentisidir. İleri yaşlarda çalışamaz duruma gelindiğinde hiç kimseye muhtaç olmadan, el açmadan asgari düzeyde de olsa belirli bir gelire sahip olmak insan onuru açısından hayati öneme sahiptir… Emeklilikte çok erken yaşlarda planlama yapmak ileride telafisi mümkün olmayan pişmanlıkların bertaraf edilmesi açısından ehemmiyet arz etmektedir.                               Bu anlamda anne-babaların evlatlarına bırakacağı belki de en kalıcı miras iyi bir  emeklilik planlamasıdır. Ancak burada emeklilik planlaması yaptırılacak uzman çok önemlidir. Keza ülkemizde sahte uzman bolluğu bulunmaktadır! İsteyen anında bakkaldan ekmek-süt alır gibi sosyal güvenlik uzmanı(!) bulmaktadır.  Maalesef piyasa; uzman kisvesi adı altında internette boy gösteren, vatandaşı yanlış yönlendiren şarlatanlarla dolu bulunmaktadır. Özelikle gurbetçiler en mağdur kesimi oluşturmaktadır. Bu nedenle sahte uzmanlara dikkat etmek gerekmektedir! Bence tanıdığınız güvendiğiniz bilgili bir Mali Müşavire danışmanızı tavsiye ederim.

Erken emeklilikte belirleyici hususlar

Emeklilik için genel olarak 3 şart gerekmektedir. İlki ve en önemlisi yaş, ikincisi prim ödeme gün sayısı ve sonuncusu ise  belirli bir süre sigortalı olma şartıdır.

Erken emeklilikte en belirleyici temel unsur ilk sigortalı olarak işe başlama tarihiniz ve çalışmalarınızın ne kadar eski tarihli olduğu noktasında toplanmaktadır.

Örneğin 30.03.1984 günü sadece 1 gün ödenmiş SSK primi olan bir kadın 40 yaşında 5000 gün primle erken emekli olma avantajına sahip olmaktadır.

Diğer belirleyici bir unsur ise SSK’dan erken emekliliğin daha az prim gerektirmesi nedeniyle Bağ-Kur ve Emekli Sandığına göre daha avantajlı olmasıdır.

65 yaş emekliliğinden kurtulabilirsiniz

50’li yaşlarda emekli olacak birçok kişi bugünlerde çok geç emekli olacağım diye düşünmektedir. Oysaki önümüzdeki yıllarda özellikle çocuklarımızın  50’li yaşlarda emekli olması hayal olacak. Zira emeklilik yaşı aşağıda verdiğim tablodan da görüleceği üzere kademeli olarak  peyderpey 65 yaşına kadar çıkmaktadır.

Bu bağlamda 30 Nisan 2018 tarihinden önce 1 gün bile sigortalı çalışması olanlar 65 yaştan etkilenmeyecektir.

Özelikle 08.09.1999 tarihinden itibaren ve 30.04.2008 tarihine kadar sigortalı işe girenlerden kadın için 58, erkek için 60 yaşını doldurmak ve SSK’lılar için 7000 gün (01.05.2008 tarihinden itibaren 7200 gün), Bağ-Kur ve Emekli Sandığı sigortalıları için ise 9000 gün malullük, yaşlılık ve ölüm sigortaları primi ödemiş olmak şartıyla emekli olmak mümkün bulunmaktadır.

30 Nisan 2008 tarihinden sonra işe girenler ise 01.01.2036 tarihine kadar yukarıda belirtilen gerekli primleri ne zaman doldurursa aşağıdaki tabloda belirtilen tarihlere göre emeklilik yaşları belirlenecektir.

4/1-(a) Sigortalıları İçin 7200,

4/1-(b) ve 4/1-(c)Sigortalıları İçin 9000 Prim Gün Sayısı Koşulunun Oluştuğu Tarih

Tahsis Talep Tarihindeki En Az
Yaş Sigortalılık Niteliğine Göre Prim Gün Sayısı
Kadın Erkek 4/1-(a) 4/1-(b) ve 4/1-(c)
01.05.2008 – 31.12.2035 58 60 7200 9000
01.01.2036 31.12.2037 59 61 7200 9000
01.01.2038 – 31.12.2039 60 62 7200 9000
01.01.2040 – 31.12.2041 61 63 7200 9000
01.01.2042 – 31.12.2043 62 64 7200 9000
01.01.2044 – 31.12.2045 63 65 7200 9000
01.01.2046 – 31.12.2047 64 65 7200 9000
01.01.2048 65 65 7200 9000

 

Örneğin; 01.01.2015 tarihinden itibaren SSK’lı çalışan Ayşe, 7200 gün malullük, yaşlılık, ölüm primi bildirilme şartını 31/12/2035 tarihinde tamamladıysa 58 yaşında emekli olacaktır. Ancak Ayşe, gerekli prim gün sayısını 01.01.2048 tarihinde tamamlarsa 65 yaşında yani 7 yıl daha geç emekli olacaktır.

Görüldüğü üzere emeklilik için gerekli olan malullük, yaşlılık, ölüm prim gün sayısını bildirilme şartını erken yerine getirme şartına bağlı olarak 7 yıl daha erken emeklilik avantajı yakalanmaktadır. Çocuğunuz ya da kendiniz çalışmıyorsanız  bu da problem değildir. İsteğe bağlı sigortaya başvurarak kendi primlerinizi yatırabilirsiniz. İşe girdiğinizde bu sigorta otomatik duracaktır. Burada dikkat etmeniz gereken; çalışmalarınızın ağırlıklı olarak SSK kapsamında olmasıdır. Aksi takdirde fazladan 1800 gün prim yatırmak zorunda kalırsınız.

Son söz olarak; anneler, babalar, çocuklarınız 65 yaşında emekli olsun istemiyorsanız şimdiden emeklilik planlaması yapmayı unutmayın!.. saygılarımla, Nevzat Küçükdöğerli Mali Müşavir&Ekonomist

Faizlerin Gerilemesi

Nevzat Küçükdöğerli Mali Müşavir&Ekonomist

Faizlerin Gerilemesi

Son dönemde faizlerde yaşanan ayrışma daha da belirginleşti. TCMB’nin politika faizi, sert faiz artış kararı (13 Eylül 2018) sonrası son 7 aydır %24 seviyesinde kalmaya devam ederken, piyasa faizleri geriliyor. Bu dönemde;

-Mevduat faizi önce %19,5’den %28’lere kadar yükseldi sonra %20’lere kadar geriledi
– Kredi faizleri %30’dan %40’a yükselip %25 seviyesine geriledi
– 2 yıllık tahvil faizleri %24’den %27’lere yükselip %18’lere geriledi

Bir bankanın fonlama dağılımına baktığımızda yaklaşık olarak %55 mevduat, %20 dış kaynak, %20 borçlanma aracı ihraçları ve %5 repo (TCMB üzerinden api vs.) öne çıkıyor. Bankaların kendini fonladığı bu faizlerde gevşeme olsa da, çok sert bir düşüş yaşanmadı. Buna karşın kredi faizlerinin hızlı bir şekilde aşağı geldiğini görüyoruz.  Bu kanallarda özellikle mevduat faizlerinin görece daha az düşüp, kredi faizlerinin sert aşağı gelmesinde kamu desteği etkili olurken, TCMB’nin sıkı duruşunun enflasyon beklentilerini çıpalaması tahvil faizleri üzerinde baskı yarattı.

Yani piyasa faizlerini düşüren 2 ana etken:

1 – Piyasa koşulları: Kurda (7,2’den 5,4’lere düşüş) ve CDS’de (520’den 300’lere) yaşanan gerileme ile birlikte hem FED hem de AMB tarafından küresel olarak düşük faiz ortamının devamı ve gelişen ülkelere sermaye akımlarının devam etmesi. Öte yandan enflasyonda yaşanan sınırlı düşüş de içeride faizlerdeki gerilemeye yardımcı oldu.

2- Kamu desteği: Kamu bankaları önderliğinde gelen kredi indirim kampanyaları (bireysel tarafta kredi kartı yapılandırma, düşük faizli ihtiyaç kredileri ve düşük faizli konut kredi kampanyaları, ticari tarafta ise reel sektör krizi ve büyüyememe endişeleri ile kobi destek paketleri) özel bankaların da faizlerinin düşmesine sebep oldu. Toplam kredilerin %40’nın kamu üzerinden olduğu düşünülürse kamu bankalarının domine ettiği bankacılık sektörü, özel banka faizlerini de etkiledi. Öte yandan Hazine ihalelerinde uzun vadeli ihraçlar ve kamuya yapılan satışlarla uzun vadeli tahvil faizleri baskılanırken, Hazine’nin TL’den dövizle borçlanmaya yönelmesi de TL faizlerin gerilemesine sebep oldu.

Önümüzdeki süreçte enflasyonun düşüş trendine girmesi ve küresel faizlerin de düşük kalması ile eğer 2.kur şokuna da maruz kalmazsak TCMB’nin faiz indirimiyle beraber piyasa faizlerinde yaşanan düşüş daha sağlıklı hale gelecek. Ve bu dönemde Hazine’nin de borçlanma hedeflerini çok fazla aşmaması ve iç borç çevirme oranının %100’lerin üzerine sert yükselmemesi yardımcı olacak. Aksi halde enflasyonda yeterli düşüş olmadan sadece yönlendirmeler ile kredi talebi yaratılarak faizlerin aşağı gelmesi; başta TL mevduat faizinin de piyasadaki denge seviyesinden daha sert düşmesine sebep olarak, yatırımcıların TL yerine dolar tercih etmesine sebep olur ve dolarizasyon artabilir.

No Images found.

Nevzat Küçükdöğerli Mali Müşavir&Ekonomist

SLUMPFLASYON ( bir ekonomide yüksek enflasyon yaşanırken ekonominin daralması durumu )

SLUMPFLASYON ( bir ekonomide yüksek enflasyon yaşanırken ekonominin daralması durumu )
Bir ekonomide Gayri Safi Yurtiçi Hasıla GSYH (bir ülke sınırları içerisinde belli bir zaman içinde üretilen tüm nihai mal ve hizmetlerin para birimi cinsinden değerini ifade eder.)
reel olarak küçülürken enflasyon da ortaya çıkıyorsa o ekonomi slumpflasyon ile karşı karşıyadır.Bu açıdan bakıldığında stagflasyonla sık sık karıştırıldığı anlaşılabilir. stagflasyon ise ekonomide reel büyüme sıfır, ya da sıfıra yakın iken enflasyon yaşanması halidir. kısaca; slumpflasyon evlerden ırak olması gereken bir ekonomik durumdur.resesyonun yanında enflasyonun da mevcut olması demektir.

TUİK’in, Türkiye Ekonomisinin yüzde 3 oranında küçüldüğünü açıklamasının ardından ekonomideki bu yeni durum üzerine yürütülen tartışmalar arttı.

Benim Kişisel Görüşüm ise, 2018 yılının son çeyreğinde Türkiye ekonomisinin küçülen ekonomiyle beraber yükselen enflasyon şeklinde tanımlanan slumpflasyona girmiştir.Bana Göre Ekonomideki bu küçülme sürpriz olmadı.Nedeni ise,Türkiye’nin küçülen ekonomiyle beraber yükselen enflasyon şeklinde tanımlanan slumpflasyon. Slumpflasyon ise ; (enflasyon içinde küçülme) bir ülkede yüksek enflasyon olgusuyla birlikte ekonomik küçülme de yaşanması halini anlatan bir kriz durumudur

Türkiye Ekonomisi 2018’in son çeyreğinde daraldı! Ekonomi küçülürken yıllık enflasyon yüksek seyretmeye yani hayat pahalanmaya devam ediyor işte Ben de bu duruma ‘slumpflasyon’ diyorum.

Türkiye ekonomisi 2018 yılının son çeyreğinde yüzde 3 daralırken, 2018 yılında yüzde 2.6 büyüdü. Kişi başı milli gelir ise 9 bin 632 dolara geriledi. Bir ekonomide yüksek enflasyon yaşanırken ekonominin daralması durumuna slumpflasyon deniyor.

Açıklanan son veriler Türkiye ekonomisinde slumpflasyon yaşandığını gösteriyor.Bu da yaygın bir tanıma göre resesyon yani durgunluk anlamına geliyor. Resesyona yol açan büyüme değerleri sıfırın epeyce altında olduğu için ve eş zamanlı olarak enflasyon da mevcut olduğundan geride bırakmış olduğumuz dönemin slumpflasyon olarak yorumlanması doğru görünüyor. Ancak kur şokunun geride kalması ve vatandaşın alım gücünün, yani özel talebin düşmesiyle beraber önümüzdeki aylarda enflasyonda daha ılımlı bir tablo ortaya çıkacaktır.

2018’in son çeyreği ile ilgili büyüme rakamlarının yüksek enflasyonla beraber daralan ekonomide, geride bıraktığımız dönemin tahribatını gösterdi.Bu durumun slumpflasyon ya da stagflasyon gibi terimlerden hangisine daha çok uyduğu tartışmaları çok önemli değil. Verilen teşviklere, zorla yüzdürülen şirketlere rağmen daralan ve istihdam yaratamayan bir üretim ile polisiye tedbirlerle düşürülmeye çalışılan yüksek bir enflasyonumuz var.

Bu olumsuz durumun başlıca iki sebebi olduğunu söylemek isterim. İlki, ithalata bağlı üretim yapısı. Türkiye’de döviz kurundaki değersizleşme arz şoku etkisi yaratıp üretim ve fiyat dinamiklerini olumsuz etkiliyor. Uzun yıllardır böyle. O yüzden Türkiye’de ekonomi politikası uzun zamandır döviz kurunu yönetme üzerine kurulmuş durumda. ABD tarım dışı istihdam rakamlarıyla sevinip Brexit ile hüzünleniyoruz. Üstelik oluşan değersiz TL’nin de ihracatımızı alıp götürdüğü yok. Dış talebin hiç de fena seyretmediği 2018 yılında 170 milyar doları bile bulamadık. Buna rağmen düşük büyüme rakamlarının daha da aşağı çakılmasını yine ihracatın engellediğini not etmek gerek.

Olumsuzluğun ikinci sebebinin olarak, Türkiye’de kredi büyümesinin tamamen dış tasarruflara bağlı olması. İçerideki tutarsızlıklardan ya da dış faktörlerden dolayı dışarıdan para girişlerinde problem yaşadığımızda, kredilere dayalı özel sektör yatırımları ve hanehalkı tüketimi durma noktasına geliyor.
Son büyüme rakamlarının hatırlattığı bir başka problem de bu. Uzunca bir dönemdir hanehalkı ve özel sektörün borçlanması maliyetiyle büyüyoruz.

Türkiye’nin yüksek enflasyon ile yaşadığını belirtmek isterim ve bu ülke tek haneli yıllık enflasyonlara alışmıştı.Yaşadığımız kur şoku ile beraber enflasyon Türkiye’nin kabul edilebilir standartlarının çok üzerine çıktı. Sokaktaki enflasyonun çok daha yukarıda olduğunu hepimiz biliyoruz.

Ekonomik aktivitenin iki veriden takip edildiğini ve bunlardan birisinin GSYH olduğunu söyleyebilirim, biz son çeyrekte yüzde 3 daraldık. Çeyreklik bazda bakıldığında Türkiye’nin GSYH’sı, son çeyrekte üçüncü çeyreğe göre geriledi. Üçüncü çeyrekte de ikinci çeyreğe göre gerilemişti. Yani iki çeyrektir Türkiye ekonomisi GSYH’ye göre küçülüyor.

Kitap derki iki çeyrek üst üste daralma varsa bunun adı resesyon. Hem ekonomik küçülme hem de yüksek enflasyon varsa bunun adı slumpflasyon. Eğer ekonomi yatay seyrediyor olsaydı, yani ne büyüyor ne de küçülüyor olsaydı buna stagnasyon, ekonomik durgunken yani büyüme ve küçülme olmazken bir de enflasyon varsa buna da stagflasyon deniyor. Bizde ekonomi küçüldüğü için bunun adı slumpflasyon.
Bu yaşanan slumpflasyondur.

Artık bunu tartışmaya gerek yok.Ekonomide daralmanın devam edip etmeyeceği konusunda ise, bu konuda bakmamız gereken bir tane veri var. O da imalat endeksi (PMI). Bu endeks bütün önemli ülkeler için hesaplanır. Türkiye için de hesaplanıyor.
Bu endekste 50’nin üzeri büyüme kabul ediliyor, 50’nin altı ise küçülme.

Son açıklanan GSYH’nın üzerinden ocak ve şubat ayları geçti. Türkiye bu aylarda ne yaptı? Orada endeks şubat ayında da 50’nin altında. Yani Türkiye ocak ve şubatta da daraldı.
Türkiye 2019’un ilk çeyreğinde de daralıyor olacak.
Açıklanan büyüme rakamları ekonomide yeni bir durumu da gözler önüne serdi ve sonuç itibariyle gelinen noktada
Türkiye 2018 yılının son çeyreğindeki ortalama yüzde 22,4 enflasyon ve yüzde 3 daralmayla birlikte slumpflasyona girmiştir. Nevzat Küçükdöğerli Mali Müşavir&Ekonomist

No Images found.